Kadına şiddete hayır

17 Nis

Orta 3. sınıftayım. Sınıfta çok hoş kızlar var ama nedense pek ilgim yok. Belki de cesaretsizlikten belki de yaşadığım şartlar. Her şey 2-3 arkadaş toplanıp sevgilimizin isimlerini agaç’a kazımayla başlamıştı. Ömer “aysel” yazmıştı, gökhan “sibel” yazmıştı, yasin “gizem” yazmıştı. Benim yazacak bir sevgilim yoktu. Ve işte o an sevgili bulmaya odaklanmıştım. Eksiklik hissetmiştim, benim de bir tane agaca kazınacak, tarih defterimin arkasına isimlerimizi yan yana yazacağım bir sevgilim olmalıydı.

Okuldaki kızlara o gözle bakmaya başlamıştım. Gözüme kestirdiklerimi yazıyordum, bir sonra ki aşama eleme aşaması olacaktı. Tatlı bir sevinç vardı içimde.
Yaklaşık 15 kız ismi birikmişti. Şimdi sıra elemeye geldi. Sarışınların aptal olduğunun henüz yeni yayıldığı zamanlardı. Ve ben de sarışın ve kumralları çıkarmıştım. Sanki çok akıllı kızı napcaksam. Akıl işte. Herneyse listede bir tek “melek” kalmıştı. Saçları simsiyah yüzü de ona inat bembeyazdı. Gözleri siyah olmasına rağmen öyle bir parlardı ki… Kendimi bu kızı sevmeye programlamıştım. Çünkü sadece agaca kazımış olmak için teklif etmek biraz ezikçe geliyordu.

Eski okulumda derslerim baya iyiydi. Bizimkiler bu işte bir bokluk var bu çocuğun dersleri böyle olmamalı diye benim okulu kötüleyip gönderdiler “yahya kemal beyatlı” ilköğretim okuluna. Okula sonradan girmenin verdiği çekingenlik var üzerimde. Ve fakir olmanın verdiği eziklik. Herkes servisle gidiyor bilader. Ben hafif delik ayakkım ile yürüyerek gidiyorum 40 dakikalık yolu. Okul çıkışı otostop çekiyorum ama. Okula gururdan ekmek arası götürmediğim için açlıktan ölüyorum….

Kendim doyamıyorum bir de meleği pastaneye götürücem ha? komikti işte ama bir şekilde medeni cesaret bulup girişimimi yapmıştım. Her zaman ki gibi okul çıkışını bekleyip yanına gittim.

- Melek merhaba
+ Merhaba ali
- Nasılsın? Yürüyelim mi biraz?
+ ya benim servis geldi.
- tamam o zaman ya.

Kötüydü işte. Sevgilin ile aynı yerde oturup aynı servise binememek. Otostop çekmeye doğru yol alırken düşünüyorum bunları. Babama kızıyorum. Kadere kızıyorum. Direk ferdi tayfur’a bağlıyorum. “aramızda dağlar engeller mi var?”, “imkansız aşk bizimkisi” falan. Ama zevk veriyor lan. Şimdi düşünüyorum da. Böyle arabeks takılmak, kendi kendine dert oluşturmak. -Çocuksun lan sen demedi kimse. Ben de çektim acımı kalbime gömüp.

Hayır gömmedim. Vazgeçermiyim? asla!. Bir sonra ki gün melek yanıma geldi. Hayırdır ali dün bir şey söyleyecektin. Merak ettim. Bir den içimi bir hüzün kapladı. Onun o saçları gibi kapkara olmuştu içim. Çok güzeldi. Zengindi. Veya değildi tam bilmiyorum. Ama servisle gidiyordu. Bir şey diyemedim. İçerlemiştim biraz. Israr edince söyledim. — E şay biz ikimiz arkadaş oalbilirmiyiz? + arkadaşız zaten. – ya mehmet ile özge gibi. + sen beni seviyormusun yani? (Gözlerini öyle büyüttü ki. İçimde olan karanlık yerini boşluğa bıraktı.) + şeyy… evet.. sefiyorum. Sevgi yoktu o zaman biz seferdik. sefiyorum seni derdik. Niye derdik?

Tamam dedi sana haber vericem. O zamanlar telefon yok ki kimsede. Mesajlar arkadaşlar aracılığı ile yollanıyor. Ortak arkadaşımız vardı filiz diye. Bir sonraki gün filiz geldi. Bana akıl veriyor. Tamı tamına hatırlıyorum aynen şöyle salakça bir şeylerdi :

“ali bak meleki seviyorsun bana dedi. onu üsme taam mı? O faruk olayında çok üzüldü. bir daha kimse arkadaşımı üzmesine izin vermicem. Sen de olsan sana da karşı çıkacağım.”.

Gerizekalı filiz. isminde hayır yok. Zaten çok sevmezim. Güzel kızların yanında dolaşan çirkin kızdı. Çok zayıftı. Kemikleri sayılacak derecede. Ama sonuçta mutlu haberi o vermişti bana. “sevgili oldunuz” dedi. Sanki bu izin veriyor amına koyim. Çekinmiştim o gün. İlk sevgilim değildi ama sonuçta melekti o. Güzeldi. Sınıta ki bir çok erkeğin rüyasıydı. Beni nasıl kabul etmişti? Sonradan geldiğim için zaten sınıfta dışlanıyorum. Üstelik bir de sonradan gelip meleklerini alıyorum. O günden sonra zaten hiç biri ile samimi olamadım. Çünkü hep uzak durdular ben de yakınlaşamadım. Çünkü kantinte simit kola veya ayran alacak param yoktu.

Cesaretimi toplayıp meleğin yanına gittim. Çok güzel gülüyordu. Mutluydu. Geçmişi unutup benle yoluna devam ediyordu. Evet komik. orta 3 deki bir kızın acıların kızı olması garip. O zaman olsa gülerdim ama acımıştım. Ya niye dertli bu kadar falan diye. Ona şevkat göstermiştim.
+Melek yarın görüşelim mi?
- Tamam olur canım.

Canım mı? bir önceki ders gördüğümüz gökyüzünün 4.katmanını görmüştüm. Uçuyordum. Birinin canı olmak. Çok sevinmiştim. Ben de ilk fırsatta kullanmalıydım bu kelimeyi. Evde oturup düşünüyorum. “Canım ne yaptın dün?” olmaz ya çok yapmacık oldu. “ne yaptın dün canım” olmaz ya bu da. Canım demek çok keyifliydi o zamanlar. Hep cümle içine koyardım konuşurken. Hatta “canım canım ya” falan demişliğim bile var.

Böyle hayaller kurarken yarın nereye götüreceğimi düşünüyorum. Cepte bir kuruş para yok. Babamdan zaten isteyemem. Nasıl isteniyordu ki? “Babadan harçlık almak? Ne o ya. ortaokulda harçlık mı alınırmış. Ama üniversiteye gitsem verir heralde” derdim hep. Para kazanmanın yollarını düşünüyorum. ama aklıma hiç bir şey gelmiyor. O kadar hayallere dalmışım ki önümde ki şeyleri görmez olmuşum. Televizyonu satacağım. Çocuk aklı işte. Kucaklamaya kalkıştım televizyonu, kaldıramadım yerinden. Kardeşimden yardım istedim. Veeee pat…

Televizyon kardeşimin üstüne düştü. Bilmiyordum bu kadar ağır olduğunu. İçimde ki tek korku televizyondan “pat sesi” çıkmasıydı. Biliyordum sadece düşmesinden kaynaklanan bir ses değil bu. Kardeşimin televizyon altında ne bok yediğini düşünüyorum. Kafa gitmiş benim korkudan. O da kalktı gülerek sanırım pek bir şey olmamış. Veliyi çağırdım. Veliii….

En yakın kankam veli. Çok şey borçluyum ona. Pipimin ne işe yaradığını o öğretmişti. Tam bir piçti. İlk sigaramı onla içtim. Yağmurda deli gibi onunla gezdim. Ne yapıyor şimdi hiç bilmiyorum soyadını unuttum aratamıyorum da. Her neyse…

Veli güçlüydü. Koyduk televizyonu yerine. Salonda yap-boz yapıyorum bizim maviş ile. Mavişte kuşum olur. Papağan gibi 5-6 kelime öğretmiştim. Evet mavişe de canımı öğretmiştim. Beni gördüğün de canım derdi hep. Sevinirdim bende. Melek diyormuş gibi…

Annem şaşırmıştı televizyon izlememe. Hep çizgi filme bakan çocuk yap-boz oynuyordu. Şüphelenmişti. annem önemli değildi de babam akşam gelince haberleri nasıl izleyecekti. Televizyonun ortasında bembeyaz bir nokta ve açılmıyor. Akşam olduğunda erkenden yatıp uyumuştum. televizyonu açtıklarında “Aliiii” diye bir ses duydum. üç buçuk atıyordum o anda. Uyumuş taklidi yaptım ama benim kardeş her şeyi bülbül gibi ötmüş. Babam neden yaptın dedi? Ben de bütün saflığım ile anlattım durumu. Babam pastane paramı vermişti. Tam hatırlamıyorum ama sanırım 50 binliraydı. Sevinçten uçuyordum. Ama televizyonu kaybetmiştik. 1 ay boyunca yapılmadı televizyon. Günde 10 saat televizyon izleyen ben o bir ay boşluktan sonra bir daha hiç doğru düzgün televizyon izlemedim. Belki de hayatta yaptığım en güzel hayaydı o televizyonun tüpünü patlatmak.

Ve sabah olmuştu. Her zaman 3 numara baba zoruyla kestirilen saçlarla dolaşırdım. Ve saç bir türlü taranmıyordu. Saç yoktu çünkü. Veliden öğrenmiştim, limon saçı sertleştiriyormuş. Çok az olan saçımın önlerini az da olsa kaldırmıştım. Kahverengi keten kotumu giyindim ve üstümde beyaz bir gömlek. Çok şıktım. Annemin şaşkın bakışları arasında çıktım evden. Buluşma yerimiz okulun bahçesiydi. Niye orada buluşuyorduk bilmiyorum.
Pazar günüydü…
Pastaneye doğru yola çıktık ama nereye gideceğimizi hiç bilmiyordum. Ara sokaklardan geçerken bir yandan melek ile muhabbet ediyorum bir yandan pastane arıyorum. Çok heyecanlıydım. Velinin verdiği tavsiyeler ile kendimi daha çok heyecalı hissediyorum.

“Olum elini tut kızın. Bak onlar çok hoşlanır böyle şeylerden. Eğer tutmak istemezse sevmiyor demektir”.

Amına koyim inanmıştım bu veliye. Hep inaırdım zaten. Saftım. Yoldan giderken sinema gördüm. Titanic burda falan yazıyordu. Biraz gözleri kısıp meleğe çaktırmadan bakıyorum. bilet fiyatı da yazıyordu. 2 kişinin kaç para edeceğini hesaplayıp cebimde ki parayla karışlaştırdım. Evet yetiyordu. Ve bulmuştum…

Meleği sinemaya götürecektim. Pastane boş iş. Hem aşk filmi elini daha kolay tutarım. Neyse girdim içeri. Belki hayatımda ilk defa kendi paramla bir şeyler yapıyorum.
girdik içeri. Gögüslerimi biraz şişirdim ve gururlu gururlu iniyorum merdivenleri. içerisi çok karanlık. Niye böyle ki falan diye geçiriyorum içimden. Sinema karanlık izleniyor sanırım. Ben de artık ışığı kapatıp izlicem pazar akşamları parliment kuşağını diyordum. Ve orda fenerli amca sayesinde yerimize oturduk. h15-h16 koltuk numarası. Hiç unutmam.

Filmin başlamasına yakın elini tutmaya yeltendim. Başka yere bakıyor diye vazgeçtim. Ve sonra bir daha tam tutacakken önümüzden birisi geçiyordu. abiydi ama hepsi. Sevgilisinin elinden tutmuş abi ve abla. Özendim onlara. benim de sevgilim vardı ama ben tutamıyordum. Ve dayanamayıp sertçe tuttum elini. Melek çok şaşırmıştı. Beklemiyordu böyle bir şey. Biraz da ayılık yapıp sert tutunca çekmişti elini. Kötü olmuştum. “Melek beni sevmiyor…”. Sevilmeme duygusunu ilk o zaman hissetmiştim. İnsanın içi acıyor. Acımıştı da.

Ne yapıyorsun? dedi. Ama kızarak değil, hafif cilveli. O zaman bunu fark edecek tecrübem yok. Sen beni sevmiyorsun melek dedim ve…..

Meleğe iyicene güzel bir tokat patlattım. Şok olmuştu. Hiç bir şey diyemedi. Ben de bu şoku atlatmasına izin vermeden çıkmıştım sinemadan. Ağlıyordum. Mutsuzdum. Melek beni sevmiyordu… Ne yapmıştı sinema da hiç bilmiyorum. Bir daha hiç konuşmadık. Filiz de konuşmadı benle. Ben de veliyle hiç konuşmadım. Sadece babam sordu akşam ne yaptın diye. Sustum ve geçtim içeri. Gözlerim dolmuştu. Sevilmemek kötüydü. Bir kıza tokat atmak kötüydü.

Ve ben bir daha titanik’i hiç izlemedim. Sonunda batıyormuş, melek ile benim gibi…

Nedense pek pazarları film izlemeyi sevmem o günden sonra. Hep aklıma gelir melek o simsiyah gözleri ile sinemaya girdiğimde.

4 Yanıt to “Kadına şiddete hayır”

  1. ossie 17 Nis 2011 10:45 pm #

    Olum ya cok kotu oldum lan. Uzuldum lan, vallaha uzuldum. Arkadasinmis ama Veli’yi hic sevmedim,tamam iyi cocuk, yardim sever ama ne biliyim ya, ilk gunden tutmadi diye sevmiyor denilir mi arkadas. Tamam o da orta okul cocugu ama ya olmadi ki bu sonuc. Orta da sonucta yok, ne oldu ne bitti belli degil aq.

  2. tespit 18 Nis 2011 4:58 am #

    Ne üzülüyon lan ben senin gibi üzülmedim yazarken. Gelmiş geçmiş olay. Üzerinden kaç sene geçmiş : ). Velinin ta amına koyim daha ne hikayelerim var onla.

  3. ibo 19 Nis 2011 12:48 am #

    Simdi bi kere olayin etkileri tamamen ters olmus bu durum sonucunda normalde kizin erkeklere kusup senin yasamina devam etmen gerekirken eger kiz bahsettigin kadar guzelse kizi izmirin yarisi taniyodur sense kizlarla problem yasiyosun. Az onceki koydugum noktayida turkceme laf etme diye koydum ayrica tecrubeli kisilerden tavsiye alman gerektigini ogrenmisken neden hala beni dinlemiyosun orasida muamma oha lan muammayi cumle icinde kullandim neyse
    - bügün metroyla gidelim başım ağrıyor…

  4. tespit 19 Nis 2011 4:40 am #

    ben zaten hep en başlarda problem yaşamıyorum. Bir sonraki aşamalar beni kasan :)

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.